Yukleniyor...
Tarihçe
     
   
     
 
   
Türk Kızılayı Tarihine Hoşgeldiniz
 Kızılay Tarihçesi
KIZILAY TARİHÇESİ
 


Kuruluş ÇalIşmalarI:
 
1867 yılında Paris’te açılan sağlık sergisi münasebetiyle milletlerarası bir Kızılhaç Sıhhiye Konferansı toplandı. Osmanlı Hükümeti bu konferansa Mekteb-i Tıbbiye Tatbikat Muallimi Miralay Dr. Abdullah Beyi göndermişti. Dr. Abdullah Bey, konferans dönüşü Cenevre Mukavelenamesinin Türkiye tarafından da tatbik edilmesini istedi. Girişimleri sonucu Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa’nın emirleriyle ve Tıbbiye Nazırı Marko Paşa ile Kırımlı Dr. Aziz Bey’in teşebbüsleriyle 66 azadan oluşan Mecruhin ve Marday-ı Askeriye İmdat ve Muavenet Cemiyeti (Asker, Hasta ve Yaralılara İmdat ve Yardım Derneği) ’ni 11 Haziran 1868 yılında kurdular. Böylece geçici başkanlığa Marko Paşa’nın, Genel Sekreterliğine Dr. Abdullah Bey’in getirildiği Kızılay’ın kuruluşu tamamlanmış oldu. (Kuruluş Belgesinin orijinali ve Türkçe Çevirisi için tıklayınız.)
Kızılay’ın Kurucuları
  
           Dr. Marko Paşa                                             Dr. Abdullah Bey                                                 Kırımlı Aziz Bey                                               Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa
Ancak kısa bir süre sonra dönemin hükümeti Derneğin üstleneceği görevler “Sivillerin askeri işlere karışması” olarak değerlendirdiği için beklenen onayı vermedi ve cemiyet kısa bir süre sonra dağılmak zorunda kaldı.
 
OsmanlI Hİlal-İ Ahmer Cemİyetİ’nE DÖNÜŞÜM
 
1877-1878 yıllarında Osmanlı Rus Savaşının başlaması ile birlikte, Uluslararası Kızılhaç Örgütü Osmanlı askerlerine yardım etmek istemesine rağmen, karşılarında diyalog kuracak bir kurum bulamıyorlardı. Düşman tarafların Kızılhaç Örgütlerinin başarılı çalışmaları ve Osmanlı yaralı askerlerin içinde bulundukları zor durum, kurulmuş olan Cemiyeti tekrar akıllara getirdi. Sadrazam Mütercim Mehmet Rüştü Paşa’nın emri ile 13 Temmuz 1876’da bir toplantı yapılmasına karar verildi. Marko Paşa’nın başkanlığını yaptığı toplantı gündeminin önemli maddeleri şunlardır: 
1- Cenevre Sözleşmesinin incelenmesi
2- Kullanılacak simge
3- Cemiyetin tüzüğü
4- Yardım toplama şekilleri
5- Yönetim Kurulunun oluşması
Toplantıda simge olarak haç yerine hilal’in kullanılması benimsendi. Bu durum Cenevre ve diğer Kızılhaç Örgütlerine bildirildi. İstanbul’da alınan bu karar Cenevre Sözleşmesini imzalayan devlet Kızılhaç Örgütlerince kabul edilince 14 Nisan 1877’de Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti resmen kurulmuş oldu.
 
Başkan ve genel merkez kurulu üyeleri şu şekilde belirlendi.
 
Başkan: Hacı Arif Bey (Meclis-i Umumi Sıhhiye ikinci başkanı)
Başkan Vekili: P. Sarrell
Başkan Vekili: Nuryan Efendi (Devlet Şurası Azası)
Veznedar: M. Foster (Osmanlı Bankası Genel Müdürü)
Genel Kâtip: Feridun Bey (Hariciye Nezareti Umuru Sıhhiye Mdr.)
 
Padişahın özel ilgi ve himayesini kazanan cemiyetin, kurulduğu yıllarda 93 harbi adı verilen Osmanlı Rus Savaşı devam ediyordu. Gerek yurtiçi gerekse yurtdışında yardım toplamaya başlayan cemiyet 72.000 altın biriktirmeyi başarmıştı. Kuzey Afrika ve Hindistan Müslümanlarının yanı sıra çeşitli Kızılhaç Örgütlerinden de yardım almıştı. Toplanan bu yardımlarla ordunun ilaç ihtiyacı karşılanırken 9 tane gezici hastane ve 4 tane ambulans alındı.
Osmanlı Rus Savaşı bittiğinde Cemiyetin kasasında 61 bin lira vardı. Savaştan sonra ülkede sıkı bir baskı yönetimi uygulanmaya başlamıştı. Bu nedenle Cemiyet 20 yıl kadar faaliyetlerine ara vermek zorunda kaldı.
 
OsmanlI Hİlal-İ Ahmer Cemİyetİnİn İkİncİ Kuruluşu:
 
1897’de Osmanlı Yunan savaşının başlaması ile, Cemiyet Nurican Efendinin Başkanlığında 24 Mayıs 1897’de yeniden toplandı. Eski üyelerden hayatta olmayanların yerine yenileri seçildi. Halktan ve Kızılhaç’tan yardımlar alan Cemiyet ordu için bol miktarda sağlık malzemesi ile iki tane hastane vapuru kiraladı. Savaş bittikten sonra cemiyet 1908 ikinci meşrutiyete kadar yine faaliyetlerini yavaşlattı ve pasif duruma geçti. Bu süre içinde Cemiyetin en önemli aktivitesi Uluslararası 8. Kızılhaç Konferansına Besim Ömer Paşayı temsilci olarak göndermesidir. Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyetinin Hilal olan simgesi Kızılhaç Örgütlerince benimsenmesine karşın resmi olarak kabul edilmemişti. Besim Ömer Paşa bu konferansta hilalin kullanılması için girişimlerde bulunmuştur. Hilal bundan sonra yarı resmi olarak kullanılmaya devam edilmekle birlikte, resmi olarak tanınması için 1929 yılına kadar beklenmesi gerekecekti.
 
OsmanlI Hİlal-İ Ahmer Cemİyetİnİn Üçüncü Kuruluşu:
 
Osmanlı toplumunda insani yardıma gönül verenler Hilal-i Ahmer’i yeniden faaliyete geçirmek 1908’de Meşrutiyetin ilanı ile yeniden bir araya geldiler. Dr. Esad Bey, Dr. Besim Ömer Paşa, Dışişleri Bakanlığından Salih Bey, Dr. Mehmet Ali Bey, Dr. Ali Galip Bey, Dr. Bahaeddin Şakir Bey ve Dr. Kasım İzzettin Beylerden oluşan bir kurul toplandı. Kurulun hazırladığı yeni tüzük incelenmek üzere Şuray-ı Devlete gönderildi. Tüzük burada kabul edilince yüz kurucu üye Tokatlıyan Oteli’nde ilk genel kurul toplantısını 21 Nisan 1911’de yaptı. Cemiyet saraydan büyük destek gördü. Padişah Sultan Reşat cemiyeti himayesi altına aldı. Şehzade Yusuf İzzettin Efendi, cemiyetin fahri başkanı olduğu gibi Tophane’de kendisine ait üç katlı binayı cemiyete bağışladı. Bu bina Hilal-i Ahmer’in ilk binasıdır. Cemiyet halkın yardımları ile giderek büyümeye başlamıştı. Bu nedenle bina ihtiyacı karşılayamaz duruma gelince Sultan Mahmut Türbesi yakınlarında kiralanan dört katlı bir binaya taşınıldı.
Atlı Ambulanslar Genel Merkez Binası Önünde 1911
 
KadIn KollarI Örgütünün KurulmasI
 
Besim Ömer Paşa’nın çabaları sonucu Hilal-i Ahmer Kadın Kolları Örgütü kurularak faaliyete geçti. 100 kurucu üyeden oluşan kadın kollarına padişahın annesi fahri başkanlığa seçilirken, Mahmut Muhtar Paşa’nın eşi Nimet Hanım ise fiili başkanlığa seçildi.
 
Hilal-i Ahmer kadın kolları örgütü Trablusgarp, Balkan Savaşları, I. Dünya savaşı gibi seri felaketlerin yaşandığı sıkıntılı günlerde kimi zaman hastabakıcı kimi zaman çamaşırcı ve kimi zaman da terzi gibi çalışarak yararlı hizmetlerde bulundular.
 
TRABLUSGARP SAVAŞI ve HİLAL-İ AHMER
 
İtalyanların Trablusgarp’a başlattıkları saldırı karşısında bölgedeki Osmanlı kuvvetleri her çeşit ilaç, sağlık araçlarını sahil bölgesinde bırakarak iç kısımlara çekilmişlerdi. Yaralılara sağlık hizmeti verilmesinde büyük güçlükler yaşanıyordu. Böyle zor koşullar karşısında, Cemiyet ilk sağlık ekibini Aziziye’de bir okul binasında açtı. 160 yataklı bu hastane Cemiyetin gönderdiği doktorlar, hemşireler ve hatbakıcılar sayesinde çok sayıda yaralı asker tedavi edildi.
 
Bu süreçte Trablusgarp’ın Sfaks bölgesinden toplanan 6500 Franklık yardıma istinaden bölge halkına Cemiyet tarafından gönderilen teşekkür yazısına şu cevap gelmişti: “Dinen vacip bir şey yapıldığı zaman yapana teşekkür edilmez. Nasıl ki, bir insan namaz kıldığı zaman ona teşekkür edilir mi?” Görüldüğü gibi bölge halkı yardımı bir görev sayıyor ve Hilal-i Ahmer’le samimi olarak bütünleşiyordu. Cemiyet ile halk arasındaki bu yakınlaşma, Hilal-i Ahmer’in kısa sürede büyüyüp gelişmesindeki en önemli etkenlerden birisidir.
 
Trablusgarp Savaşı’nın bitimine kadar, savaşın getirdiği büyük zorluklara, düşman güçlerinin engellemelerine rağmen Giryan, Humus ve Bingazi’de birer hastane daha açılmış, bu hastanelere hem sağlık ekipleri hem de sağlık malzemeleri gönderilmiştir.
 
1912 - Kur. Bnb. M. Kemal Derne’de Hilal-i Ahmer çadırının önünde mücahit arkadaşları ve  Hilal-i Ahmer sağlık görevlileriyle

BALKAN SAVAŞI ve HİLAL-İ AHMER
 
Balkan Savaşının başlaması ile açılan yeni cephelerde Hilal-i Ahmer hemen hastaneler kurmak üzere çalışmalara başladı. Ancak planlanan bölgelere ulaşmak, düşman işgali yüzünden kolay olmuyordu. Cenevre Sözleşmesinin açık kurallarına rağmen müttefikler Hilal-i Ahmer’in çalışmalarını engelleyebiliyorlardı. Bu zorluklara rağmen halkın yardımı ve desteği ile Edirne, Selanik, Üsküp, Teşvikiye, Kadırga, Darülfünun, Vefa, Gelibolu, Çanakkale, Demirkapı, Hadımköy ve Ispartakule’de hastaneler açıldı. Bu hastanelerde 11.000’in üzerinde yaralı ve hasta asker ile kolera salgını yüzünden hastalanan sivillere tedavi hizmeti verilmiştir.
 
Yaralıların sayısının çok olması nedeniyle, bölgelerdeki hastanelerin dolması yüzünden yaralıların İstanbul’a taşınabilmesi için Gülnihal isimli bir vapur kiralanıp, 350 kişi taşıyacak şekilde donatıldı. Gerekli sağlık personeli ile takviye edilen bu gemi, savaş sonuna kadar hizmetlerini sürdürdü.
Hilal-i Ahmer’in gördüğü hizmetler sadece hastane hizmetleri ile sınırlı kalmamıştı. 10. Kolordu emrine çadırlı seyyar hastane, ordu sıhhiyesine ilaç, çamaşır ve hastane levazımı temin edilmiştir.
 
Savaş yüzünden yerlerinden olan muhacirlere çamaşır ve yiyecek dağıtılmış, 14.850 muhacire her gün sıcak yemek çıkarmış, başka vilayetlere gönderilen muhacirlerin yol paraları ödenmiştir.
 
Ayrıca Hilal-i Ahmer Harp Esirleri Komisyonu kurarak Balkan’larda esir olmuş askerlerimiz ile aileleri arasında haberleşmeyi sağlamaya çalışmıştır.
 
Hilal-Ahmer çayhanesi.

ŞUBELEŞME HAREKETLERİ
 
Hilal-i Ahmer yurt genelinde tüm halkla bütünleşebilmek, yardımların savaş alanlarına kolay ulaşabilmesini sağlamak için birçok yerde şubeler açtı. İlk kurulan şubeler şunlardır:
 

ŞUBE
Açılış Tarihi
İzmir
28 Kasım 1911
Bursa
9 Kasım 1912
Hanya
16 Şubat 1912
Trabzon
3 Aralık 1912
Adalar
9 Ekim 1912
Ayestefanos (Yeşilköy)
24 Haziran 1912
Kadıköy
14 Mart 1912
Erenköy
20 Ekim 1912
Kütahya
14 Aralık 1912
İznik
10 Kasım 1912
Bodrum
26 Ekim 1912
Gemlik
3 Kasım 1913
Maçka
26 Şubat 1913

 
 
I. DÜNYA SAVAŞI
 
Trablusgarp ve Balkan Savaşlarının yoğun çalışmaları henüz bitmişken, I. Dünya Savaşının başlaması ile Cemiyet yine zorlu bir döneme girmekteydi. I. Dünya Savaşı süresince, 3 ayrı cephede birçok hastane açılmıştır.
 
Şark Cephesi:
Osmanlı Ordusu, bu cephede Ruslarla savaşıyordu. Hilal-i Ahmer ise Erzurum’da 500 yataklı bir hastane kurdu. Hastaneyi Dr. Emin Bey yönetiyordu. Ordunun manevra durumuna göre hastane zaman zaman yer değiştirmek zorunda kalıyordu. Erzurum hastanesi, bir taraftan yaralılara bakım yaparken diğer taraftan da orduya bakteriyolog yetiştirmek için seri kurslar açmaktaydı. Erzurum’un Ruslar tarafından işgal edilmesi nedeniyle yüz kadar yatak ve yeterli sağlık personelini orada bırakarak, hastaneyi Erzincan’a nakletti. Bir süre sonra da Sivas’a taşındı. Savaşın sonuna doğru Samsun’a taşınan hastane, aynı zamanda sivil halkın sağlığı ile de ilgileniyordu. Halka kuduz ve çiçek aşısı gibi tedavi amaçlı hizmetler verilmiştir.
 
Çanakkale Cephesi:
 
Bu cephede yoğun olarak süren savaş nedeniyle, tedbir olarak Cemiyet’in bütün sıhhi levazımatı Anadolu’ya sevkedilmiş ve Adapazarı civarında 2.000 yataklı bir hastane kurulmuştu. Yaralı sayısının çok artması üzerine, ek olarak İstanbul, Gelibolu, Şarköy ve Tekirdağ’da yeni hastaneler kuruldu. İstanbul’da Galatasaray, İstanbul ve Darüşşafaka Liselerinin yanı sıra Kadırga Doğumevi, Cağaloğlu İstanbul Kız Lisesi, Mekteb-i Tıbbiye-yi, Taksim’de Zapyon Okulu ile Galata’daki Saint Benoit Liseleri de hastane haline getirildi. Toplam 5.500 yatak kapasitesine ulaşan hastanelerde, 20.000’in üzerinde yaralı asker tedavi edildi.
 
 
Hilal-i Ahmer Sıhhiye Heyeti Gelibolu Hastanesi önünde: Ortada oturan Sertabip Rasim Ferit Bey, sağında Dr.Sedat Bey ve İhsan Bey, solunda Behçet Sabit ve İdare Memuru Tahsin Bey.
 
Süveyş Cephesi:
 
Bölge İstanbul’a 3.000 km. uzaklıkta olmasına rağmen, Dr. Galip Ata Beyin başkanlığında bir ekip 2 ay süren bir yolculuk sonucunda Medine’ye ulaşmış ve 400 yataklı bir hastane açmayı başarmıştır. 5578 yaralıya hizmet veren hasta ve yaralı tedavi edilmiştir. Savaşın uzaması yaralı sayısının artmasına neden olduğu için, Prof. Dr. Neşet Ömer Beyin başkanlığındaki diğer bir ekip de, Kudüs civarında seyyar bir hastane kurmuşlardır. Bu hastane ordunun hareketine göre sürekli yer değiştirmiştir.

Hilal-i Ahmer cephedeki sağlık çalışmalarının yanı sıra tren yolunda ve önemli konak bölgelerinde de çayhane konukevleri açarak hizmetini sürdürmeye devam etmiştir. Gülnihal Vapuruna ek olarak, Edremit vapuru ile Şirket-i Hayriye’nin 60, 61 ve 63 numaralı vapurları nakliyat için Hilal-i Ahmer’in emrine verildi.
 
Cephelerde kurulan hastanelerin yanı sıra hem yaralılara tedavi, hem de halka yemek sağlayan, aşevleri kuran İmdat Ekipleri yurdun dört bir yanında çalışmaya başlamıştı. Trabzon, Erzurum, Akhisar, Nazilli, İzmir, Alaşehir, Adana, Konya, Karamürsel, İzmit, Bilecik, Gördes, Sakarya, Antep’te hizmet veren bu ekipler, Kurtuluş Savaşının sonuna kadar görevlerini sürdürdüler.
 
Savaşın bir diğer boyutu olan esir askerler için de Hilal-i Ahmer çalışmalar yapmıştır. Yabancı harp esirlerine bakım, onlara gönderilen 713.350 lira ve 7000 paket eşyanın dağıtımı yine Cemiyet tarafından yapılmıştır. Özellikle Rusya’daki Türk esirleri için, 100.000 kron ve 5.000 lira gönderilerek, esir düşen askerlerin yerleri ve şartları tespit edilmiştir.
 
Birinci Dünya Savaşında Hilal-i Ahmer Sağlık Ekibi

KURTULUŞ SAVAŞI
 
Birinci Dünya Savaşı, Hilal-i Ahmer’in tabiri caizse akrebin kıskacında yoğrulduğu bir dönem olmuştur. Çok geniş bir coğrafyada fedâkarlık ve kahramanlıkla dolu uzun bir faaliyet dönemi geçirmişti. Milli Mücadele yılları ise, artık Hilal-i Ahmer’in hizmet ve fedakârlığının zirvesine ulaştığı, kesintisiz 24 saat çalıştığı tarihinin en şerefli dönemleridir. Bu dönemde 33.172 yaralı ve hastanın tedavi edildiği, birçok yerde, çok kısa zamanda Hilal-i Ahmer hastaneleri, nekahethaneleri, dispanserleri, aşhaneleri, çayhaneleri kurarak, o günün olağanüstü şartları, ilaç ve malzemenin kıtlığına, teminindeki zorluklarına rağmen, her türlü takdirin üzerinde başarılı hizmetler vermiştir.
 
Mondros Mütarekesi’nden sonra İttihat ve Terakki döneminde faaliyet gösteren cemiyetler, İstanbul Hükümetinin takibatına uğradı. Hilal-i Ahmer Cemiyeti de baskılara maruz kaldı ve dört defa teftişe tabi tutuldu. Merkez Binası işgal kuvvetleri tarafından 16 Mart 1920 gecesi basıldı. Baskının ardından Hilal-i Ahmer Katib-i Umumisi (Genel Sekreter) Dr. Adnan Bey (Adnan Adıvar) hanımı Halide Edip ile Anadolu’ya geçti. Hikmet Bey umumi kâtip olarak İstanbul’da kaldı. İstanbul’un işgali üzerine Anadolu’daki Hilal-i Ahmer teşkilatı ile genel merkez arasındaki irtibat kesildi. Ankara’da kurulan ilk TBMM Hükümetinde Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâletine getirilen Dr. Adnan Bey, Genel Merkez tarafından görevlendirilmemiş olmasına rağmen Eskişehir’deki Hilal-i Ahmer murahhası Dr. İsmail Besim Paşa ile muhabereyi devam ettirdi. Ekim 1920’de İsmail Besim Paşa, Adnan Bey, Ömer Lütfü Bey ve Esat Paşa’dan oluşan Ankara temsilciliği kuruldu ve Anadolu’daki Hilal-i Ahmer merkez ve şubeleri ile temsilcilikleri buraya bağlandı. Ankara’ya karşı olumsuz bir tavır takınmayan Genel Merkez, 4 Kasım 1921 tarihinde aldığı bir kararla Ankara’da oluşan temsilciliğin yetkilerini artırarak Adnan Bey, İsmail Besim Paşa ve Ömer Beyi murahhas olarak tayin etti.
 
Hilal-i Ahmer Cemiyeti, 1921’den itibaren İstanbul’dan Anadolu’ya yaptığı yardımları artırdı. Cemiyet 1921-1922 yıllarında Sıhhiye-i Askeriyye’nin acil ihtiyaç duyduğu 40.000 sandık malzemeyi Anadolu’ya gönderdi. İstanbul’dan Anadolu’ya birçok doktor, eczacı ve sağlık personelinin geçmesini de sağladı. Sadece 1921’in Nisan ayında, 25 doktor ve eczacının İstanbul’dan İnebolu yolu ile Ankara’ya ulaştırıldığı bilinmektedir. Bu personelin tamamına yakını Hilal-i Ahmer’in cephe gerilerinde tesis ettiği hastane, dispanser, nekahethane gibi sağlık kuruluşlarında görev aldılar.

TBMM Hükümeti tarihinde İstanbul’da siyasi mümessil olarak 14 Haziran 1921 tarihinde Hilaliahmerci lakabıyla tanınan Hamid Bey’i (Hamit Hasancan) görevlendirdi. Hamid Bey, İngiliz Yüksek Komiseri Horaca Rumbord ile bir araya gelerek, Malta’da esir tutulan Türkler ile Türkiye’de tutuklu İngilizlerin mübadele görüşmelerini yürüttü. 23 Ekim 1921 tarihinde ikisi arasında varılan anlaşma neticesinde Türk esirler ile İngiliz tutukluların mübadelesi gerçekleşti.
 
Hilal-i Ahmer Cemiyeti Ankara Murahhaslığı, Milli Mücadele boyunca özellikle Batı cephesine önemli miktarda sağlık malzemesi, gıda ve eşya yardımında bulundu. II. İnönü Savaşından sonra cephelere yakın merkezlerde yaralı hastaneleri, nekahethaneleri ve dispanserleri açtı.
 
Milli Mücade boyunca görevlerini büyük bir fedâkarlık ve vatanperverlikle sürdüren Ankara Murahhaslığı 1 Ekim 1923’te lağvedildi. Ancak, mübade yoluyla Yunanistan’dan gelecek muhacirlere yardım ve gerekli tesislerin kurulması konusunda ilgili kurum ve kuruluşlarla münasebetlerde bulunmak üzere İsmail Besim Paşa münferit bir murahhas olarak Ankara’da kaldı.
Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti ismi, Cemiyet’in başvusurusu üzerine İcra Vekilleri Heyeti (Bakanlar Kurulu) tarafından 29 Kasım 1922’de  “Türkiye Hilal-i Ahmer Cemiyeti” olarak değiştirildi. 
CUMHURİYET DÖNEMİ
 
Kurtuluş Savaşının büyük bir zaferle sonra ermesinden sonra, uzun bir dönemdir süren savaşların getirdiği sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştı. Başta esir askerler olmak üzere, muhacirler ve savaşta elindeki son lokmayı seve seve bağışlamış olan fakr- zaruret içindeki vatandaşlarımız.
 
Yunanistan’da 500.000 Türk, Türkiye’ye nakillerini bekliyordu. 18 Ekim 1923 tarihinde tam kadrolu bir sağlık ekibi gerekli malzemeleri ile birlikte Selanik’e hareket etti. Bu Mübadele Komisyonu için Hilal-i Ahmer delegeliğine Dr. Ömer Lütfü Bey ile yardımcısı Cevdet Bey görevlendirilmiş ve bu beyler mübadele sonuna kadar başarı ile bu hizmeti yürütmüşlerdir.
 
Çaresiz kalan fakir halka 30.000 yorgan ve battaniye, 30.000 takım çamaşır, 4.000 çocuk ve 4.000 kadın elbisesi, 10.000 çarık, 7.000 fanila ve çeşitli bölgelere 150.000 kilo un ve fasulye, 1857 m. Amerikan bezi dağıtılmıştır.
1923 yılında Konya Hilal-i Ahmer kadınlar kolunun düzenlediği baloya katılan Mustafa Kemal Atatürk, Türk Kadınının Kurtuluş Savaşındaki fedakârlıklarından şöyle bahsetmiştir.
“Hilal-i Ahmer Cemiyetinin ve bilhassa bu yüce cemiyetle pek büyük bir çalışma ile fedakârlıklarını ortaya koyan hanımlarımızın askeri hareketlerde, Milli Mücadelenin başarıya ulaştırılmasında gösterdikleri gayret ve yardımlar, orduya yapılan hizmetlerin en değerlilerinden birini teşkil etmektedir. Ordunun Başkumandanı sıfatıyla, yüksek topluluğunuza teşekkürlerimi sunarım.
Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada azimle çalışarak, memleketimize daha çok hizmetler yapacağınıza eminim.”
 
 Bir yıl sonra Ardahan’da meydana gelen depremde zarar görenlere, çadır, battaniye, gıda ve para yardımları yapıldı.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Kızılay Genel Merkezini ziyareti
1925 yılında, savaş döneminde en çok eksikliği hissedilen hemşire açığını kapatmak amacıyla Türkiye’nin ilk Hastabakıcı Hemşire Okulu Hilal-i Ahmer tarafından açıldı. Yine aynı yıl Genel Merkez İstanbul’dan Ankara’ya taşındı.
 
Derneğin adı 1935’de “Türkiye Kızılay Cemiyeti”, 1947 yılında da “Türkiye Kızılay Derneği” olarak değiştirildi.
 
1868-1925 dönemini kapsayan, elden geldiğince kısaltılmış olarak hazırlanan Kızılay tarihçesi hakkında, daha ayrıntılı bilgi almak için aşağıdaki kaynaklara başvurulabilir.
 

Türkiye Kızılay Tarihine Giriş, Dr. Orhan ARAS. 2.Baskı. 2000
Milli Mücadele’de Hilal-i Ahmer, Haz. İsmail Hacıfettahoğlu, 2007, Türk Kızılayı Tarih Dizisi I.
Hilal-i Ahmer’den Kızılaya. 2 Cilt. Seçil Karal Akgün, Murat Uluğtekin, Ankara.
Trablusgarp Savaşı ve Hilal-i Ahmer. Seçil Karal Akgün, Murat Uluğtekin.
 


Bu içerik 64070 defa okunmuştur...